5 Aralık 2018

113. Outlaw King

14. yüzyılda İngiliz kralı I.Edward'a karşı baş kaldıran İskoç Robert the Bruce'un bir bağımsızlık savaşını başlatma çalışmaları. İki sene önce dört dalda Oscar adayı Hell or High Water'da Teksas bozkırlarında dolaşan İskoç yönetmen David Mackenzie bu kez doğduğu topraklara geri dönüyor. Yine o filmdeki başrol oyuncusu Chris Pine'ı da yanında getiriyor. Outlaw King öncelikle başarılı görüntüleri ile dikkat çekiyor. Hemen açılıştaki, dokuz dakikalık tek plan çekim "vay canına" dedirtiyor. İskoçya'nın gerek doğasını gerekse geleneklerini ekrana getirirken kullanılan sinematografi etkileyici. Çok fazla savaş sahnesi olmasa da, sondaki meydan muharebesi bölümü de iyi çekilmiş. Ama filmin eksikleri de yok değil: Öncelikle, kopuk kopuk ilerleyen olay örgüsü kurgu masasında çok zaman geçirilmiş gibi hissettiriyor. Filmin ilk halinin 4 saat olduğu bilgisi bu hissiyatın boşa olmadığını kanıtlıyor. Bazı sahnelerin başlaması ile bitmesi bir oluyor. Eğer ilerde bir "director's cut" versiyonu çıkarsa, eminim o çok daha başka bir film olacak.

İskoçların bağımsızlık savaşı denince akla Mel Gibson'lı Braveheart'ın gelmemesi imkansız. Chris Pine ne yazık ki bir Mel Gibson'ın karizmasına sahip değil. Film boyunca yüzünde aynı kalender ifade ile dolaşıp duruyor. Onun ruhsuz performansı, öykünün ana karakterine bağlanmamızı da zorlaştırıyor. Filmin kötü adamı Prens II.Edward'ı canlandıran oyuncu deseniz tam bir felaket. Sonuç olarak filmin hem kahramanı hem de kötü adamı duyguyu seyirciye geçirmede yetersiz kalınca, onların arasındaki mücadele de pek umurumuzda olmuyor doğrusu. Yine de Ortaçağ dekorlu savaş filmlerinden hoşlananlar beğenebilir.

Benim Notum: 6,5 / 10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme