6 Aralık 2011

111. Dedemin İnsanları


Çağan Irmak filmlerinin insanı hemen beşinci dakikadan itibaren çekip içine alan büyülü bir havası oluyor. Babam ve Oğlum'da da benzer bir duygusal yoğunluğu hissetmiştim. Çağan Irmak ile yaşıt olmamızdan mıdır, anlatılan dönemleri (1970'lerin sonları 80'lerin başları) benim de bir ortaokul öğrencisi olarak bizzat yaşamamdan mıdır, yoksa perdedeki öykünün doğduğum büyüdüğüm ve şu anda bu satırları yazdığım Ege'de İzmir'de geçmesinden midir bilmem, müthiş bir içselleştirme ile izledim filmi. Dedemin İnsanları, 1923'teki büyük mübadele ile Girit'ten ayrılıp karşı kıyıya göç eden Mehmet Bey'in (filmin sonundaki yazıdan anladığımıza göre Çağan Irmak'ın gerçek dedesi Mehmet Yavaş'ın) ve onun Türkiye'de kurduğu üç kuşağa yayılan ailesinin hikayesini anlatıyor. Bir "büyük aile tablosu" olarak da okunabilecek film, aynı zamanda yakın tarihimizden çeşitli travmaları (mübadele,12 Eylül) ve bu olayların toplumsal belleğimizdeki yansımalarını (ait olamama, ötekileştirme, milliyetçilik) başarıyla aktarıyor.

Çağan Irmak bunları yaparken son derece başarılı bir görüntü yönetimi kullanıyor. 70'lerin sonları sarı-turuncu renklerle anlatılırken, 1920'ler için mavi-gri bir ton tercih edilmiş. Özellikle Girit'teki göç sahnelerini çok beğendim. Bu bölümdeki kostüm, makyaj, set tasarımı çalışmaları öylesine başarılı ki, sanki bir film değil 1923'te çekilmiş bir belgesel izliyoruz. Girit sahilinde ailelerin kendilerini alacak Gülcemal gemisini beklerken çekilmiş bir sahne var. O sahnede filmi durdurun ve sadece bir kareyi alın. O karedeki fotoğrafa dakikalarca bir tabloyu izler gibi bakabilirsiniz. Öylesine dolu, öylesine hüzünlü bir kare...

Filmdeki tüm oyunculuklar çok başarılı, ama Çetin Tekindor için ayrı bir paragraf açmak lazım: Çocukluğumuzda "Beyaz Gölge" Koç Reeves'in ve tüm Rock Hudson filmlerinde merhum Amerikalı aktörün sesi olarak tanıdığımız sevdiğimiz bu adam, son yıllarda -özellikle de Çağan Irmak filmleriyle- ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu kanıtlıyor. Çarşıda pazarda bir gün kendisi ile karşılaşsam önce "hocam karşınızda saygıyla eğiliyorum" diyeceğim, sonra da boynuna sarılıp ağlayacağım herhalde... Ağlamak demişken, sonlara doğru  Ozan'ın karnede "Davranış: Pekiyi" satırını görüp dedesini hatırladığı ve ağladığı anlaşılmasın diye kafasını pencereye çevirdiği bir saniyelik bir bakışı var; 2000 doğumlu bir çocuktan o nasıl bir oyunculuktur, ben böyle şey görmedim. O ana kadar yutkuna yutkuna duranlar, o sahnede koyvermişlerdir sanırım.

Filmin ikinci yarısındaki "ona da değinelim, buna da dokunalım" gayreti hem filmin uzamasına hem de temponun biraz düşmesine sebep olsa da, o kadarcık kusuru görmezden gelelim. Kitle sineması dediğimiz şeyi çok iyi yapan, bir takım doğru mesajları vermek için sinema sanatını etkileyici bir şekilde kullanabilen, genç ama artık "usta" bir yönetmenimiz var. Dedemin İnsanları için, ikinci haftasında, seanstan dört saat önce baktığımda sinemada yerler tükenmişti. Ne iyi!... O kadar insanın yüzde birinde bile filmi izledikten sonra kendinden farklı olanlara bakışında bir değişiklik olmuşsa bu büyük bir kazanımdır.

Not: Filmin sonunda Çağan Irmak'ın gerçek aile fotoğrafları eşliğinde yazılar akarken ve siz yanınızdakilere çaktırmamak için gözyaşlarınızı silerken çalan Gül Bahar şarkısı için şuraya tıklayabilirsiniz. (8,5) SİNEMADA İZLENDİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme