30 Eylül 2020

Eylül Filmleri

 


Eylül ayında izlediğim filmler ve puanlarım.
(...evet, bu ay abarttım biraz)

Tenet 8 


Mary and Max 7,5 

Khuda Haafiz 7,5





First Cow 7 

Mulan 6,5 

Radioactive 6,5 


Sputnik 6,5 





Work It 6


Film isimlerinin üstüne tıklayarak, o filmle ilgili detaylara ulaşabilirsiniz.

2020'de izlenen film adedi: 109




Tenet



Yaşadığımız bu acayip zamanlar nedeniyle, tam yedi aydır bir sinema salonundan içeri adım atmamıştım. En son yedi ay boyunca sinemaya gitmediğim dönem ne zaman olmuştur diye düşünüyorum, ama cevabını bulamıyorum. İlkokul diyeceğim, ama ilkokul çağlarında da sinemaya bol bol giderdim (Nazilli'de Saray sineması günleri). Okul öncesi diyeceğim, ama o da değil, çünkü çocukluk yıllarında en sevdiğimiz aktivitelerdendi ailecek sinemaya gitmek. Yani herhalde, kendimi bildim bileli sinemaya bu kadar ara vermemiştim demek doğru bir ifade olacak. Bu zorunlu ayrılıktan sonra, sinema salonlarına dönüşümün böyle tam da büyük perdede izlenmesi gereken spektaküler bir filmle olması ne güzel tesadüf!

Yönetmen Christopher Nolan, zaman kavramını keşfetmekle geçen bir kariyerin ardından nihayet konuyu doğrudan ele alıyor; Tenet zaman çizgilerini hikayenin bir yan unsuru olarak kullanmaktan ziyade direkt odağına alan bir film. Neredeyse her yönüyle "klasik" bir Nolan filmi var karşımızda - iddialı bir konu, minimum görsel efekt içeren kusursuz set dizaynları, dinamik bir kamera, gri-mavi bir renk paleti ve tempolu bir olay örgüsü. Tıpkı Inception'da bir soygun filmi formatını hikayenin ana iskeletine yerleştirmesi gibi, Nolan burada da bir casus filminde görmeye alıştığımız fikirleri alıp bunları bilim-kurgu sinemasıyla örüyor. Öyle ki, filmin ilk bir saatinde bir James Bond filmi izlediğinizi düşünebilirsiniz: karanlık ajanlar, silah tüccarları, Rus oligarklar ve dünyayı kurtarmayı içeren bir görev.  

Filmin ilk yarısı daha çok kim kimdir, birine ulaşmak için ne yapmak gerekir gibi klasik casus hikayesi unsurları ile geçiyor. İkinci yarıda ise işin içine zaman konseptinin girmesi ile birlikte film çok daha ilginç bir hale geliyor ve Christopher Nolan'ın teknik virtüözlüğünü sergilemesine fırsat veren nefes kesici sahneler arka arkaya gelmeye başlıyor. Bu bölümlerde, zamanda ileriye doğru giden insanlarla, geriye doğru giden insanların (veya objelerin) aynı karede yer aldığı sekanslar insana birkaç defa "bunu nasıl çekmişler" dedirtiyor. Filmin kamera arkası belgeselini izlemeyi dört gözle bekliyorum.

Elbette zaman kavramını keşfetmeye soyunan her filmde olduğu gibi, burada da kafamızın karıştığı anlar oluyor. İtiraf edeyim, bir noktada ben de ipin ucunu kaçırdım. Ama filmdeki bir karakterin de bizzat söylediği gibi ("anlamaya çalışma, hisset"), her detayı anlamaya çalışmak veya hikayede bir açık bulmaya kafa yormak yerine, o müthiş görselliğin ve teknik ustalığın tadını çıkarmak belki de en iyisi.

Tenet belki Christopher Nolan'ın başyapıtı değil. Ama her filminde orjinal bir şeyler yapmaya çalışan yetenekli bir sinemacının, etkileyici kariyerine eklediği heyecan verici yeni bir halka. 

Benim Notum: 8 / 10

 

31 Ağustos 2020

Ağustos Filmleri


Ağustos ayında izlediğim filmler ve puanlarım:


Dil Bechara 7,5




2020'de izlenen film adedi: 91 




31 Temmuz 2020

Temmuz Filmleri


Temmuz ayında izlediğim filmler ve puanlarım:

Hamilton 7,5


Greyhound 7



7500  7


Relic 6,5


Love 6

Babyteeth 6

Film isimlerinin üstüne tıklayarak detaylara ulaşabilirsiniz.

2020'de izlenen film adedi: 87 

20 Temmuz 2020

Hamilton


Aslında bu bir "film" olarak nitelendirilebilir mi, çok da emin değilim, ama IMDb en popüler filmler listesine alıyorsa ve film diyorsa biz de diyebiliriz herhalde. Hamilton, 2015'ten beri Broadway'de sahnelenmekte olan çok meşhur bir müzikalin filme çekilmiş hali. Daha önce de Broadway müzikalleri filme aktarıldı (örnek Les Miserables, ya da en son bu senenin başında sinemalarda gösterilen Cats); ama Hamilton'da onlardan farklı olarak, bir dış ortamda yeni çekimler yapmak yerine, Broadway'deki canlı sahne performansı direkt kameraya çekilmiş. Bunun da hem artıları hem eksileri var.

Artıların birincisi, bizim 500 dolar verip de hayatta izleyemeyeceğimiz, parayı bulsak bile bilet bulamayacağımız harika bir Broadway müzikali, hem de orjinal kadrosu ile evimizin salonuna geliyor. Lin-Manuel Miranda'nın hem yazıp, hem şarkıları besteleyip, hem de bir de başroldeki Hamilton'ı canlandırdığı müzikal, her ne kadar Amerika'nın kuruluş yıllarını anlatsa da, hiphop şarkıları ile bezenmiş çok modern bir gösteri. Arada Amerika'nın "founding father"ları denilen George Washington ve Alexander Hamilton'ın bir rap düellosu bile var.  

Sahne performasının direkt kameraya çekilmesinin eksi tarafı ise, yönetmen size nereyi göstermek istiyorsa orayı izlemek zorunda olmanız. Şöyle tüm sahneye hakim olayım, arada kenardaki köşedeki bir karaktere odaklanayım deme şansınız yok. Ama ne olursa olsun, insana izlerken oturduğu yerde ritm tutturan müzikleri, şarkı sözlerindeki dahiyane kelime oyunları, dönen platformlar içeren sahne tasarımı ve harika casting'iyle mutlaka izlenmesi gereken bir performans.     


Benim Notum: 7,5 / 10 

30 Haziran 2020

Haziran Filmleri


Haziran ayında izlediğim filmler ve puanlarım:

Da 5 Bloods 7,5


I See You 6,5

Film isimlerinin üstüne tıklayarak film ile ilgili detaylara ulaşabilirsiniz.

2020'de izlenen film adedi: 76 

Da 5 Bloods


Spike Lee'nin Netflix için çektiği son filmi Da 5 Bloods, yıllar sonra Vietnam'a geri dönen dört siyahi Amerikan askerinin hikayesini anlatıyor. Seyahatin amacı ilk başta, savaş sırasında ölen ve cenazesi ormanda kalan ekip arkadaşlarının kemiklerini bulup memlekete götürmek gibi görünse de, öykü ilerledikçe işin içinde Vietnam savaşı sırasında düşen bir CIA uçağındaki kayıp altınların da olduğu ortaya çıkıyor ve macera bir tür hazine avına dönüşüyor.     

Spike Lee vermek istediği mesajı etkili bir sinema diliyle aktarmayı beceren tutkulu bir yönetmen. Amerika'da süregelen ırk ayrımcılığına karşı yıllardır çektiği filmlerle net bir tavır koyan Lee, burada da gerek kullandığı arşiv görüntüleri ile gerekse de kendi çekimleriyle sarsıcı bir etki yaratmayı başarıyor. Mesaj verme kaygısı bu filmde bazen biraz fazla ön plana çıksa da, ben Spike Lee'nin bu tutkusunu görmeyi seviyorum. Oyuncu kadrosunda özellikle Delroy Lindo güçlü ve akılda kalıcı bir performans sergiliyor. Zaten çok fazla adayın olmadığı bir senede Lindo şimdiden en iyi yardımcı oyuncu Oscar'ı için düşünülebilir. Spike Lee'nin sürekli birlikte çalıştığı besteci Terrence Blanchard'ın müzikleri tek başına dinlendiğinde çok güzel, ama film boyunca yerli yersiz o kadar yoğun bir şekilde kullanılmış ki, bazen kulağı tırmalamaya başlıyor.  

Da 5 Bloods, Spike Lee'nin bir önceki filmi BlackKklansman kadar iyi değil (o film Lee'nin kariyerinin zirvelerinden biriydi bence), ama yine de işini bilen usta bir yönetmenin elinden çıkmış, çok da güncel bir konuda, söyleyecek sözü olan ilgiye değer bir yapım. 

Benim Notum: 7,5 / 10

31 Mayıs 2020

Mayıs Filmleri


Karantina günlerinin ikinci ayında evde izlediğim filmler ve puanlarım:








The Lodge 7





Sergio 6,5



The Lovebirds 5,5


Filmlerle ilgili detaylı bilgilere film isimlerinin üstüne tıklayarak ulaşabilirsiniz.




10 Mayıs 2020

Bad Education


İki sene önce, ilk filmi Thoroughbreds ile dikkatleri çeken genç yönetmen Cory Finley'nin ikinci filmi Bad Education, New York'un Roslyn banliyösündeki bir okul kampüsünde yönetici olarak çalışan Frank Tassone'nin gerçek hikayesini anlatıyor. Filmi izlemeye oturduğumda, herhalde Dangerous Minds tarzı, problemli bir grup çocuğu alıp onlardan başarılı öğrenciler yaratmayı başaran cefakar bir öğretmenin öyküsünü göreceğiz diye düşünüyordum. Ama hikaye bambaşka bir şeye dönüşüyor, ve Amerikan tarihindeki en büyük okul yolsuzluğunun izlerini sürmeye başlıyoruz. Gerçi ilk başlarda Frank'in ne kadar iyi bir eğitimci olduğuna dair işaretler de önümüze sunulmuyor değil. Hem öğrenciler, hem veliler hem de okulun yönetim kurulu kendisinden çok memnun. Ancak dakikalar ilerledikçe, bir soğanın yapraklarını soyar gibi Frank'i adım adım daha yakından tanıyoruz ve özellikle akçeli işlerde pek de dürüst olmadığını fark etmeye başlıyoruz.

Hikayenin geçtiği dönemde o lisede öğrenci olan ve yaşananları birinci elden gözlemleme şansı bulan Mike Makowsky tarafından yazılan senaryo, gerçek bir skandalın perde arkasındaki kara mizahı mükemmel bir şekilde aktarmayı başarıyor. Yönetmen Cory Finley elinin altındaki yetkin kadrodan çok iyi yararlanmayı becermiş. Hugh Jackman ve Allison Janney göründükleri her sahnede pırıl pırıl parlıyorlar. Özellikle Hugh Jackman belki de kariyerinin en iyi performansında gelecek senenin en iyi oyuncu Oscarlarına şimdiden göz kırpıyor. Eh, bu corona günlerinde çok fazla yeni film çekilmediğini hesaba katarsak, Oscarlar açısından pek de rakibi olmayacak gibi... 

Bad Education, sinema keyfi açısından dipsiz kuyulara düştüğümüz ve ortalama filmlerle oyalandığımız şu günlerde çıkıp gelen güzel bir sürpriz. Sene sonu en iyiler listeme şimdiden aday göstereceğim, keşfedilmeyi bekleyen bir cevher.

Benim Notum: 8 / 10







  

30 Nisan 2020

Nisan Filmleri


Nisan ayında, yani "corona günlerinde" izlediğim filmler ve puanlarım:


The Hunt 7,5

The Inventor 7,5

Onward 7,5

Extraction 7

The Keeper 7




The Platform 6,5


Clemency 6,5



Code 8  6 


Film isimlerinin üstüne tıklayarak o filmle ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

31 Mart 2020

Mart Filmleri



Mart ayında izlediğim filmler ve puanlarım:


Brittany Runs a Marathon 7,5

Richard Jewel 7,5

For Sama 7,5

The Invisible Man 7,5

The Gentlemen 7

Just Mercy 7

Honeyland 7

Nuh Tepesi 7

Emma. 6,5

The Way Back 6,5

A Hidden Life 6,5

Jumanji: The Next Level 6

Bad Boys For Life 6


Film isimlerinin üstüne tıklayarak o filmle ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.




29 Şubat 2020

Şubat Filmleri


Şubat ayında izlediğim filmler ve o filmlere 10 üzerinden verdiğim puanlar:

1917 8


Waves 8


Uncut Gems 7,5

Queen & Slim 7,5

Dark Waters 7,5


Bombshell 7



Frozen II 6,5



Honey Boy 6,5




Film isimlerinin üstüne tıklayarak o filmle ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

31 Ocak 2020

Ocak Filmleri


Ocak ayında izlediğim filmler ve filmlere 10 üzerinden verdiğim puanlar:

Knives Out 8


Judy 7,5




Abominable 7

Harriet 7



Yip Man 4 6,5



Not: Film isimlerinin üstüne tıklayarak o filmle ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

31 Aralık 2019

150. Klaus

Yönetmenler: Sergio Pablos, Carlos M. López
Senaryo: Sergio Pablos, Jim Mahoney
Seslendirenler: Jason Schwartzman, J.K. Simmons, Rashida Jones

Benim Notum: 7 / 10

FRAGMAN

NETFLIX Filmi

29 Aralık 2019

148. The Last Black Man in San Francisco


Yönetmen: Joe Talbot
Senaryo: Joe Talbot, Jimmie Fails, Rob Richert
Oyuncular: Jimmie Fails, Jonathan Majors, Rob Morgan

Benim Notum: 7 / 10

FRAGMAN

27 Aralık 2019

147. Zombieland: Double Tap


Yönetmen: Ruben Fleischer
Senaryo: Dave Callaham, Rhett Reese, Paul Wernick
Oyuncular: Woody Harrelson, Jesse Eisenberg, Emma Stone

Benim Notum: 6 / 10

FRAGMAN

26 Aralık 2019

146. The Two Popes


Netflix'in The Irishman ve Marriage Story'den sonra, bu ödül sezonunda iddialı üçüncü filmi The Two Popes, Vatikan'ın kapalı kapıları ardında muhafazakar görüşlü Papa Benedict ile daha sonra onun yerini alacak olan liberal Papa Francis arasındaki sohbetlere ve bazen de kavgalara odaklanıyor. Film elbette sadece diyaloglardan oluşmuyor, Francis'in bugünkü dünya görüşünün oluşmasında çok etkili olan Arjantin'deki geçmişi flashback'lerle hikayeye dahil oluyor.

Cidade de Deus (Tanrı Kent) ve The Constant Gardener gibi kalbur üstü filmleri ile hatırladığımız Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles'in Netflix için çektiği yapım en iyi film dahil dört dalda Altın Küre'ye aday oldu. Jonathan Pryce ve Anthony Hopkins'in karşılıklı döktürdüğü ve gerçek olaylara dayanan film din ve din adamları gibi oldukça ciddi bir konudan son derece merak uyandırıcı, duygusal ve yer yer de eğlenceli bir hikaye çıkarmayı başarmış.  İki Papa'nın sohbetlerini dinlemek, arkadaşlıklarını ve bazen de atışmalarını izlemek çok keyifli. Filmi izledikten sonra bu adamlar kimmiş diye Google'da araştırma yapacağınız kesin.

Benim Notum: 7,5 / 10

Yönetmen : Fernando Meirelles
Senaryo    : Anthony McCarten
Oyuncular: Anthony Hopkins, Jonathan Pryce, Juan Minujín


NETFLIX Filmi

  

25 Aralık 2019

145. Star Wars: Episode IX - The Rise of Skywalker

"The dead speak!" yani "ölüler konuşuyor"... The Rise of Skywalker işte tam da bu cümleyle başlıyor ve bir anlamda filmin özetini en baştan üç kelimeyle anlatıveriyor. Neredeyse bir hayaletler partisine dönen filmde geride bıraktığımız sekiz film boyunca öldü sandığımız birçok karakter öteki taraftan geri gelip arz-ı endam eyliyor. Bir önceki film The Last Jedi'da risk almaktan çekinmeyip senaryoda yeni açılımlara yer veren Rian  Johnson Star Wars hayranları tarafından topa tutulunca (ben o cesur yaklaşımını sevmiştim halbuki), "dur hele sen bir çekil" deyip yeniden dümeni ele alan J.J.Abrams bu kez de son derece "emniyetli" bir kapanış yapmış 42 yıllık efsaneye. Son günlerde filmi yerin dibine sokan çok yorum okumuşsunuzdur. Ben o kadar nefret etmedim, sonuçta bir gönül bağımız var bu seriyle. The Rise of Skywalker asla kötü bir film değil, eğlendik mi eğlendik. Ama beklentilerimin altında kaldığı da bir gerçek. Ben daha derli toplu bir final isterdim. Yan hikayeler ve bu filmde kadroya katılan bütün yan karakterler çok zayıf. Senaryo dağınık. Ana hikayeye hiçbir katkısı olmayan ve daha çok Bir Playstation oyunundaki level'ları andıran "bu gezegende şu ipucunu bulalım, onu bulduk, şimdi de başka bir gezegende o ipucunu çözecek adamı bulalım" hengamesi dikkati dağıtmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu bölümde Jedi'ların doğaüstü güçlerini iyice abartmışlar. Sondaki "fan servisi" de biraz fazla kör kör parmağım gözüne olmuş. J.J.Abrams herkesin çok seveceği bir film yapmak yerine kimsenin nefret etmeyeceği bir film yapmayı hedeflemiş. Sonuçta da bunu başarmış, ama bir dönem sinema tarihini değiştiren bir efsaneye şöyle dört dörtlük tatmin edici bir kapanış da olmamış.

Benim Notum: 6,5 / 10  

20 Aralık 2019

144. Good Boys


Yönetmen: Gene Stupnitsky
Senaryo: Lee Eisenberg, Gene Stupnitsky
Oyuncular: Jacob Tremblay, Keith L. Williams, Brady Noon

Benim Notum: 5,5 / 10

FRAGMAN

19 Aralık 2019

143. The Peanut Butter Falcon


Yönetmenler: Tyler Nilson, Michael Schwartz
Senaryo: Tyler Nilson, Michael Schwartz
Oyuncular: Zack Gottsagen, Shia LaBeouf, Dakota Johnson

Benim Notum: 6,5 /10

FRAGMAN

18 Aralık 2019

142. The Souvenir


Yönetmen: Joanna Hogg
Senaryo: Joanna Hogg
Oyuncular: Honor Swinton Byrne, Tom Burke, Tilda Swinton

Benim Notum: 5 / 10

FRAGMAN

13 Aralık 2019

141. Hustlers


Yönetmen: Lorene Scafaria
Senaryo: Lorene Scafaria (Jessica Pressler'ın yazısından)
Oyuncular: Constance Wu, Jennifer Lopez, Julia Stiles

Benim Notum: 6,5 / 10

FRAGMAN

12 Aralık 2019

140. Monos


Yönetmen: Alejandro Landes
Senaryo: Alejandro Landes, Alexis Dos Santos
Oyuncular: Sofia Buenaventura, Julián Giraldo, Karen Quintero

Benim Notum: 7 / 10

FRAGMAN

11 Aralık 2019

139. Marriage Story


Netflix'in The Irishman'den sonra bu ödül sezonunda iddialı bir diğer filmi Marriage Story (bir de The Two Popes var, ki onu da 20 Aralık'ta izleyeceğiz). Marriage Story bu satırların yazılmasından hemen önce açıklanan Altın Küre adaylarında, en iyi film, en iyi yönetmen ve oyunculuklar dahil 6 kategori ile en çok adaylık alan film olmayı başararak iddiasını kanıtladı.

Noah Baumbach'ın yönettiği film bir çiftin sancılı boşanma sürecini anlatıyor. The Irishman'deki oyunculukları övmüştüm, ama erken konuşmuşum. Scarlett Johansson ve Adam Driver bence 2019 senesinde gördüğümüz en iyi oyunculuk performanslarını ortaya koyuyorlar. Onların samimi ve dürüst oyunları sayesinde bu adamı ve bu kadını anlıyor ve bu iki karakteri de önemsiyoruz. Baumbach herhangi birinin tarafını tutmuyor. Charlie ve Nicole'u tanıdıkça ikisinin de hatalarını görebiliyoruz. Bir yandan bu evliliğin yürümesini çok istiyoruz, ama bir yandan neden yürümediğini de anlayabiliyoruz. Film boşanma sürecinin hukuki tarafını da aktarıyor. Ve  duygusuz pragmatik avukatlar işin için girince, iplerin nasıl gereksiz yere gerildiğine şahit oluyoruz. Belki de iki tarafın karşılıklı konuşup anlaşarak kurtarabilecekleri bir evlilik, avukatların ayak oyunları sayesinde çöküşe doğru yol alıyor.

Netflix, evet, izleme alışkanlıklarımızı değiştiriyor, sinema salonlarını daha az ziyaret etmemize sebep oluyor. Ama bir yandan da böyle güzel filmlerin çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasına ön ayak oluyor; ki bu da az şey değil. Marriage Story çok iyi yazılmış ve çok iyi oynanmış, sakin, olgun, dürüst bir hikaye. Bu senenin en iyi filmlerinden. Kaçırmayın!

Benim Notum: 8,5 / 10


      

6 Aralık 2019

138. Portrait of a Lady on Fire


Yönetmen: Céline Sciamma
Senaryo: Céline Sciamma
Oyuncular: Noémie Merlant, Adèle Haenel, Luàna Bajrami

Benim Notum: 7 / 10

FRAGMAN

5 Aralık 2019

137. The King

Yönetmen: David Michôd
Senaryo: Joel Edgerton, David Michôd
Oyuncular: Timothée Chalamet, Joel Edgerton, Sean Harris

Benim Notum: 6 / 10

FRAGMAN

NETFLIX Filmi

4 Aralık 2019

136. The Irishman


Martin Scorsese ustası olduğu mafya öykülerine geri dönüyor. Evet, belki anlatılan hikayede çok yeni bir şey yok. Scorsese, De Niro, Pesci üçlüsünün daha önceki işleri Goodfellas ve özellikle de Casino'yu  izlediyseniz, o filmleri hatırlatan çok fazla motif var. Mesela arabanın kontağını çalıştırmadan önce durup düşünme sahnesi aynen Casino'da da mevcuttur. Öte yandan, konular benzer olsa da anlatım tarzı olarak Scorsese farklı bir yol izlemiş bu filmde. The Irishman, önceki mafya hikayelerine göre çok daha sakin ve olaylardan ziyade karakterlerinin psikolojilerine odaklanan bir film.

Al Pacino'yu kariyerinde ilk kez Martin Scorsese ile bir araya getiren The Irishman (ilginç değil mi), her şeyden önce müthiş bir oyunculuk gösterisi. Bu adamları böyle karşılıklı döktürürken bir daha görür müyüz bilmem. "Efsane" sıfatını sonuna kadar hak eden bu aktörlerin hiç kelime kullanmadan ne kadar çok şey anlattığına dikkat edin filmi izlerken (örneğin salata sahnesi). Ben özellikle Joe Pesci'yi çok beğendim. Belki şan şöhret olarak Robert De Niro ve Al Pacino'nun birkaç adım gerisinde, ama bu filmin asıl yıldızı o bence.

Benim Notum: 8 / 10

Yönetmen : Martin Scorsese
Senaryo    : Steven Zaillian (Charles Brandt'ın kitabından)
Oyuncular: Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci 


NETFLIX Filmi


30 Kasım 2019

135. Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu


Yönetmen: Özer Feyzioğlu
Senaryo: Özer Feyzioğlu, Barış Pirhasan
Oyuncular: Hayat Van Eck, Yetkin Dikinciler, Selen Öztürk

Benim Notum: 6,5 / 10

FRAGMAN

134. Doctor Sleep


Yönetmen: Mike Flanagan
Senaryo: Mike Flanagan (Stephen King'in romanından)
Oyuncular: Ewan McGregor, Rebecca Ferguson, Kyliegh Curran

Benim Notum: 7 / 10

FRAGMAN

28 Kasım 2019

133. Sorry We Missed You


Yönetmen: Ken Loach
Senaryo: Paul Laverty
Oyuncular: Debbie Honeywood, Kris Hitchen, Rhys Stone

Benim Notum: 7 / 10

FRAGMAN

27 Kasım 2019

132. Escape Room


Yönetmen: Adam Robitel
Senaryo: Bragi F. Schut, Maria Melnik
Oyuncular: Taylor Russell, Logan Miller, Jay Ellis

Benim Notum: 6 / 10

FRAGMAN


24 Kasım 2019

21 Kasım 2019

130. Ford v Ferrari



Araba yarışları deyince belki aklımıza ilk gelen organizasyon Formula 1 oluyor, ama bir de Le Mans var. "Le Mans 24 Saat Yarışları" 1923'ten beri her sene Fransa'nın Le Mans kasabası yakınlarında düzenlenen, ve hala da devam eden dünyanın en prestijli yarışlarından biri. Adı üzerinde 24 saat sürmesi nedeniyle sadece sürat değil, hem araçların hem de sürücülerin dayanıklılığı ön plana çıkıyor. İki sene önce Logan ile yıl sonu listelerimizin efendisi olan James Mangold'un yönettiği Ford v Ferrari, 60'lı yıllarda bu yarışa katılmaya karar veren Amerikan otomotiv devi Ford firmasında yaşanan hazırlık sürecini ve tabii sonrasında da 1966 Le Mans yarışını anlatıyor. Yarış arabaları tasarımcısı Carroll Shelby (Matt Damon) ve yarış pilotu Ken Miles (Christian Bale) bir yandan o yılların efsane markası (gerçi hala öyle değil mi) Ferrari'yi geçecek bir araç yaratmaya çabalarken, bir yandan da şirket içi entrikalarla boğuşmak zorunda kalıyorlar.

James Mangold becerikli bir yönetmen. Burada da yarış sahnelerini baş döndüren bir ustalıkla çekmiş. O güçlü motorların gürültüsünü iliklerimizde hissediyoruz. Mangold, bir yarış otomobilinin sürücü koltuğunda oturmanın nasıl bir deneyim olduğunu hem görsel hem de işitsel olarak seyirciye birebir yaşatmayı başarmış. Filmde sevdiğim diğer bir nokta da, kullanılan renk paletinden, kamera açılarına ve geniş plan çekimlere dek filmin tüm dokusuna yayılmış o "eski usül" lezzet. 

Dick Cheney'i canlandırdığı Vice'dan hemen sonra bu filmin çekimlerine başlayan ve sık sık yaptığı üzere büyük bir fiziksel değişim geçiren Christian Bale yine rolünün hakkını veriyor. Özellikle Matt Damon ile uyumları iyi. Ancak canlandırdığı bu antipatik İngiliz pilotun huysuzluğundan mıdır, senaryonun zaafından mıdır nedir, film boyunca bir türlü Ken Miles karakteri ile kendimizi özdeşleştiremiyoruz. Onun otomobillere ve yarışa olan tutkusunu, mücadele azmini pek içselleştiremiyoruz. Benzer bir konuyu anlatan Ron Howard imzalı 2013 yapımı Rush'ı bu bakımdan bir adım daha önde gördüğümü söyleyebilirim.

Benim Notum: 7,5 / 10

Yönetmen : James Mangold
Senaryo    : Jez Butterworth, John-Henry Butterworth, Jason Keller
Oyuncular: Matt Damon, Christian Bale, Jon Bernthal

FRAGMAN