29 Aralık 2020

Mank


David Fincher'ın altı yıllık bir aradan sonra kamera arkasına geçtiği Mank, belli ki onun için kişisel bir proje. Kişisel olmasının en önemli sebeplerinden biri senaryonun Fincher'ın rahmetli babası Jack Fincher tarafından yazılmış olması. Netflix'in bu seneki Oscar yarışında en iddialı yapımı olarak nitelendirilen Mank, 30'lu yılların sonu 40'lı yılların başlarında geçimsiz ve alkolik senarist Herman Mankiewicz'in sinema tarihinin en önemli klasiklerinden Citizen Kane'in senaryosunu yazma sürecini anlatıyor. Bunu yaparken de geri dönüşlerle 30'lu yılların Hollywood'undaki stüdyo düzeni ve sinema-siyaset ilişkisi Mank'in gözünden değerlendiriliyor.

David Fincher'ın filmi teknik anlamda neredeyse kusursuz. Mükemmel siyah-beyaz görüntüleri, zaman zaman ekranın sol üst köşesinde görünen film makarası değiştirme işaretleri (ki bunu Fight Club'da  da kullanmıştı Fincher), oyuncuların sanki bir katedralde konuşuyormuş gibi hafif yankı içeren sesleri gibi detaylar bize sanki 1940'ta çekilmiş ve seksen yıl sonra bir depoda bulunmuş bir film izliyormuşuz hissi veriyor. Ancak Fincher'ın teknik detaylardaki mükemmeliyetçiliği ne yazık ki filmin duygusal yüküne yansımıyor. Filmdeki herhangi bir karaktere karşı herhangi bir şey hissetmek çok zor. Ki buna filmin ana karakteri Herman da dahil. 

Mank ayrıca seyircisinden biraz dersine çalışıp gelmesini istiyor. Filmde anlatılanları tam olarak anlayabilmek için hem Citizen Kane filmine hem de 30'lu yılların Hollywood'undaki siyasi ortama aşina olmak şart. David Fincher'ın bu tutku projesi, muhtemelen bu seneki Oscar'larda en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi görüntü ve en iyi erkek oyuncu dallarında aday olacak. Ama sinema tarihine meraklı olanlar ve 30'lu 40'lı yılların Hollywood filmlerine özel ilgi duyanlar haricinde, herkese hitap edeceğini söyleyebilmek biraz zor. Ben de filmin sinematografisini ve yönetmenin titizliğini beğendim, ama anlatılan hikaye yeterince ilgimi çekmedi ne yazık ki. 

Benim Notum: 6,5 / 10



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme