20 Ağustos 2015

Southpaw

Southpaw bildiğimiz Rocky formülünü modern soslarla servis eden bir boks filmi. Zirvedeyken herşeyini kaybetme, sonra yaşlı bir antrenör ile sıfırdan başlama teması özellikle Rocky 3 ile çok benzerlikler taşıyor. Ancak kameranın arkasında işinin ehli bir yönetmen, önünde de iyi oyuncular olunca, hikaye ne kadar tahmin edilebilir olsa da keyifle izleniyor. Training Day ve The Equalizer gibi filmlerin yönetmeni Antoine Fuqua'nın boks karşılaşmalarını çekerken kamerayı seyircinin göz hizasına yerleştirmesi, ringdeki boksörün yaşadıklarını birebir hissetmemizi sağlıyor ve gerçeklik duygusunu arttırıyor. Daha altı ay önce Nightcrawler ile bizi şaşırtan Jake Gyllenhal, yine sadece fiziksel değişimle yetinmeyip, duruşu konuşması ile tamamen rolün içine giriyor ve bize gerçek hayattaki aktörü unutturuyor. Antrenör rolündeki Forrest Whittaker ve küçük kızı oynayan Oona Laurence da çok iyiler. Eğer bu film ABD'de yazın değil de Kasım ayında gösterime girseydi oyunculuk dallarında üç Oscar adaylığı gelebilirdi; ama Akademinin hafızası kısa sürelidir, büyük olasılıkla Oscar vakti geldiğinde bu performanslar unutulacak.

FRAGMAN

Southpaw (2015) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10


13 Ağustos 2015

Pride

Bazen farklı uçlarda yer alan sınıflar, aynı zorba güç tarafından hırpalandıklarında, özgür, eşit, adaletli bir yaşam için aynı ortak paydada birleşirler; işte o zaman önyargılar yıkılır, ezberler bozulur (Gezi'de de biraz bunu yaşamadık mı?). 1984 yılında İngiltere’de greve giden maden işçileri için destek kampanyası başlatan bir grup eşcinsel aktivistin gerçek hikâyesini anlatan Pride da bizi dayanışmanın özüne, gerçek anlamına götürüyor. İngiliz aktör Stephen Beresford'un, BAFTA ödülü kazanan bu ilk senaryosu, İngiliz işçi sınıfının tarihindeki önemli bir olaya büyük bir sevgi, duyarlılık ve sorumluluk duygusuyla yaklaşıyor, ayrıca içerdiği keskin ve tipik İngiliz mizahıyla da dikkat çekiyor. Yönetmen Matthew Warchus, harika bir oyuncu kadrosunun desteğiyle farklı uçlardaki karakterler arasındaki kaynaşmayı filmin asıl gücü haline getirmeyi başarıyor. En önemlisiyse filmin içerdiği ve önerdiği o benzersiz hoşgörü mesajı. Pride, inandırıcı karakterleriyle öne çıkan, dayanışmanın anlam ve önemini vurgulayan duygusal, eğlenceli bir film.

FRAGMAN

Pride (2014) on IMDb

Benim Notum: 8 / 10

11 Ağustos 2015

Mission: Impossible - Rogue Nation

Yaklaşık yirmi yıla yayılan Mission Impossible filmlerinin her bölümü başka bir yönetmen tarafından çekilmiş ve her yönetmen de kendi tarzını bu seriye yansıtmıştı. Örneğin Brian De Palma'nın yönettiği ilk film daha çok casusluk entrikaları ile öne çıkarken, Güney Koreli aksiyon ustası John Woo'nun yönettiği ikinci film yönetmenin kendine haz stilize aksiyon sahneleri ile doluydu. Dubai'deki gökdelen sahnesi ile hatırlayacağımız 2011 yapımı Ghost Protocol ise belki de serinin zirvelerinden biriydi. Bu beşinci halka aslında biraz Ghost Protocol ile birinci filmin güzel bir karışımı gibi. Kahramanlarımız iyi yazılmış bir senaryo ile bir yandan çeşitli entrikaları, gizemleri çözmeye çalışırken, bir yandan da Fast and Furious filmlerini aratmayacak görkemli aksiyon sahneleri izliyoruz. Bunlardan özellikle Fas'ta geçen motosikletli takip bölümünün sinemada gördüğüm en iyi kovalamaca sahnelerinden biri olduğunu söylemeliyim. Başından beri Mission Impossible filmlerinin yapımcılığını da üstlenen Tom Cruise, bir anlamda çocuğu gibi gördüğü bu "franchise" için yine tüm benliğini ortaya koyuyor. Hemen başta, havalanmak üzere olan dev bir uçağa sıçrayıp, uçağın dışında bir süre asılı kaldığı sahne de dahil olmak üzere, Cruise tüm film boyunca dublör kullanmamış. Seriye yeni katılan kadın ajan rolündeki İsveçli aktris Rebecca Ferguson ise hem güzelliği hem dövüş sahnelerindeki ustalığı ile filme müthiş katkı sağlıyor. Eminim ileride kendisinden çok söz ettirecek.

FRAGMAN

Mission: Impossible - Rogue Nation (2015) on IMDb

Benim Notum: 7,5 / 10

28 Temmuz 2015

Ant-Man

Diğer Marvel üstün-yapımları gibi kalabalık bir kadroya ve gökyüzünden düşen şehirler tarzında şaşaalara sahip olmayan, oldukça alçak gönüllü bir bilimkurgu / aksiyon filmi. Ama bence güzelliği de bu kendini ciddiye almayan tavrından geliyor. Filmde birçok doğru seçim yapılmış. Öncelikle Ant-Man´i canlandıran Paul Rud´ın mizaha yetenekli ve sempatik bir aktör olması bir oyuncu seçimi başarısı. Tür olarak bilimkurgu ve aksiyon ağırlıklı olsa da, ince bir mizah duygusu tüm filme hükmediyor. Süper kahraman filmlerinde komedinin değil, trajik bir karanlığın ve psikolojik alt metinlerin tercih edildiği bir dönemde “Ant-Man”in aksi yönde ilerlemesi bir cesaret örneği.

FRAGMAN

Ant-Man (2015) on IMDb

Benim Notum: 7,5 / 10


15 Temmuz 2015

Run All Night

Fragmanı izlediğinizde bunun bir nevi Taken 4 olduğunu düşünebilirsiniz. Yine Liam Neeson, yine aksiyon, yine ailesini koruyan eski bir suikastçi. Ancak, bu film Taken serisinden biraz daha farklı. Bir kere Taken 3'ten kesinlikle çok daha iyi (Taken 3 o kadar kötüydü ki, blogda yazmaya bile değer görmedim). Ayrıca karakter gelişimine önem veren senaryosu ve mafya aile ve polis üçgeninde seyreden karanlık öyküsü ile bir sabun köpüğü olmamayı başarıyor. Filmin tamamının bir gecede başlayıp bitmesi hikayeye tempo katıyor. Görsel efektler ve patlamalar çatlamalarla dolu aksiyonlar yerine, eski usül suç ve hesaplaşma hikayelerini sevenler Run All Night'a bir şans verebilirler.

FRAGMAN

 Run All Night (2015) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10

10 Temmuz 2015

Terminator Genisys

Sinemaya oğlum ve onun bir arkadaşı ile birlikte gitmiştik. Filmden sonra oğlumun arkadaşı dedi ki: "ilk iki filmi izlemediğimiz için ben konuyu pek anlayamadım". Onu şöyle yanıtladım: "valla ben ilk dört filmi de izledim, ama ben de bir şey anlamadım"... "Madem Arnold valilik işlerini filan bırakıp yeniden sinemaya döndü, e bir Terminatör yakışır artık" deyip serinin beşinci filmini yapmaya kalkan yapımcılar, Sarah ve John Connor'ın zaman çizgisi üzerindeki hikayelerini öyle bir karıştırmışlar ki, olayları mantıklı bir düzleme oturtmak mümkün değil. Hikayeyi boşver aksiyona bak desek, aksiyon sahneleri de öyle pek akılda kalıcı olmamış; mesela taa 24 sene önce çekilen Terminator 2'nin (o kadar oldu mu yahu) aksiyon sahneleri bu filmden çok daha başarılıydı. Filmden geriye sadece "bari gemiyi ben kurtarayım" diyen 70'lik Arnold'un sempatik performansı kalıyor. Sonuç olarak, ilk iki Terminator filmine büyük bir saygısızlık olarak gördüğüm nafile bir para kazanma çabası. Kafayı boşaltıp izlenebilecek bir haftasonu eğlencesi diyeceğim ama, bu yazın filmleri de hep öyle olmaya başladı.

FRAGMAN

Terminator Genisys (2015) on IMDb

Benim Notum: 5 / 10

25 Haziran 2015

Chappie

Neill Blomkamp'in yokuş aşağı gidişi devam ediyor: 2009 yılında çağdaş ve özgün bir bilim-kurgu örneği olan, benim de o yılın "en iyi 10'u" arasına seçtiğim District 9 ile herkesin dikkatini çeken bu genç Güney Afrikalı yönetmen, 2013'te Matt Damon'lı Elysium ile ilk hayal kırıklığını yaratmıştı. Chappie ise ne yazık ki Elysium'un seviyesini bile yakalayamıyor. Öykü, suçun kontrolden çıktığı yakın geleceğin Johannesburg şehrinde geçiyor. Yazılımını yaptığı polis robotlarıyla büyük başarı yakalayan genç mühendis Deon (Dev Patel), insan gibi öğrenen, düşünen ve karar veren yeni bir robot yapmaya çalışırken işler sarpa sarıyor: Prototip robot Chappie bir suç çetesinin eline geçiyor. Aslında filmin kadrosunda, aynı şirkette çalışan kötü adam Hugh Jackman gibi bir cevher varken, film nedense Chappie'nin bu suç çetesiyle geçirdiği zamana odaklanıyor ve bir saat boyunca son derece itici tipler olan çete elemanlarının robotumuza "gangster" olmayı öğretmesini izliyoruz. İnandırıcı ve etkileyici karakterlere sahip olmayan, sadece başarılı aksiyon sahneleriyle ayakta durmaya çalışan, bahse konu robotlar gibi "mekanik" bir bilim-kurgu.

FRAGMAN

Chappie (2015) on IMDb

Benim Notum: 5,5 / 10

16 Haziran 2015

Jurassic World

1993 yapımı Steven Spielberg imzalı Jurassic Park pek çok açıdan sinema tarihinde çığır açan bir yapımdı. Bir kere hem görsel efektler hem de ses efektleri bakımından daha önce görmediğimiz teknolojik yeniliklerle bizi tanıştırmıştı. Film gösterime girmeden önce fragmanlarında dinozorlar özellikle gösterilmemişti. Sonrasında filmi izlerken dev bir T-Rex'i kanlı canlı karşımızda gördüğümüzde gözlerimize inanamamıştık. Ses olarak da yanılmıyorsam, Türk seyircisinin Dolby Digital ses düzeni ile ilk kez tanıştığı filmdi. Kadıköy Süreyya sinemasında filmi izlerken yaklaşan dinozorun ayak seslerinde o bangır bangır basları karnımda hissettiğimi hatırlıyorum. Sadece teknik departmanlarda değil, senaryo ve yönetim olarak da Steven Spielberg'in tüm dehasını yansıttığı bir proje olmuştu Jurassic Park. Peki Steven Spielberg'in aynı sene içerisinde hem Jurassic Park'ı hem de bol Oscar'lı Schindler's List'i çektiğini hatırlar mısınız? Öylesine becerikli bir adamdı muhterem.

Dönelim bugüne. 22 yıl sonra gelen bu devam filmi yeni nesilleri Jurassic evreni ile tanıştırmak için iyi bir fırsat. Oğlum bayıldı örneğin. Mısırın yanında iyi giden güzel bir haftasonu eğlencesi olduğunu söyleyebilirim. Ama ne yazık ki, orjinal Jurassic Park'ı görmüş bizler için ilk filmdeki o yaratıcılığı, senaryodaki zekice buluşları bu filmde bulmak mümkün değil. Bu daha çok "dinozorlar geliyor, kaçın" şeklinde özetlenebilecek bir film olmuş. Spektaküler görüntülerine rağmen, iki boyutlu karakterler ve klişelerden sıyrılamayan, hazır malzemeden yeni postlar çıkarmanın peşine düşmüş ticari bir yapım. Ama yine de kendini seyrettirmesini biliyor.

FRAGMAN

Jurassic World (2015) on IMDb

Benim Notum: 6,5 / 10


9 Haziran 2015

San Andreas

Filmin senaryosunu beş-altı kelime ile toparlamak mümkün: "California'da depremler olur ve The Rock insanları kurtarır." Başka? Başka da pek bir şey yok aslında. Öte yandan, bu filme gidip, "ben hayal kırıklığına uğradım" diyeni de dövmek lazım herhalde. Yani ne bekliyordunuz ki?.. San Andreas en azından vaad ettiklerini tamamen karşılıyor: Çok başarılı özel efektlerle dolu görkemli ve gürültülü bir felaket filmi. Doğrusu filmin gerilim duygusuna, CGI kullanımına ve özenli kurgusuna diyecek yok. Ancak arka arkaya gelen depremlerin, tsunamilerin yol açtığı yıkımı perdeye yansıtmada oldukça maharetli olan yönetmen Brad Peyton, iş hikayedeki inceliklere ve karakter geliştirmeye geldiğinde tökezlemeye başlıyor. Tüm yaratıcılığını görselliğe harcamış olan San Andreas, "felaket filmi" denen türün meraklılarını hissettirdiği adrenalinle tavlamayı başarıyor. Fakat yavan hikâyesi nedeniyle izlendiği an unutulacak bir filmden öteye de geçemiyor.

FRAGMAN

San Andreas (2015) on IMDb

Benim Notum: 6,5 / 10


1 Haziran 2015

Black Sea

İkinci Dünya Savaşı sırasında Karadeniz'de batan altın yüklü bir denizaltıyı bulmak için maceraya atılan bir kaptanın (Jude Law) ve tekinsiz mürettebatının hikayesi. "Denizaltı temalı film" denince hemen akla geliveren bir Das Boot ya da bir The Hunt for Red October değil belki, ama yine de bir denizaltının klostrofobik ortamını başarıyla seyirciye aktaran ve merak duygusunu düşürmeden izleten iyi bir macera filmi. İskoç aksanıyla oynayan Jude Law filmin en güçlü kozu.

FRAGMAN

Black Sea (2014) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10

26 Mayıs 2015

Mad Max: Fury Road

Filmin 95. dakikası civarlarında ana karakterlerimiz geriye dönüp kaleyi ele geçirmeye karar verdiklerinde, "nasıl yani" diyorsunuz, "dahası da mı var?". Çünkü o vakte kadar yoğun aksiyondan ve adrenalin yüklemesinden zaten bitap bir hale gelmişiz. Ama George Miller en iyisini en sona saklamış. Mad Max: Fury Road'u izlediğinizde, kameranın arkasındaki yönetmenin 20'li yaşlarda asi, çılgın, uçuk bir genç olduğunu düşünebilirsiniz. Film o derece enerjik, o derece avangard. Ama taa 1979 senesinde bizi Mel Gibson'la tanıştıran ve daha sonra iki Mad Max filmi ile seriyi devam ettiren George Miller, ilk filmden neredeyse 40 yıl sonra yeniden işbaşı yapıyor ve artık 70 yaşına gelmesine rağmen, o eski "Mad Max atmosferini" yeniden canlandırmayı başarıyor, ve hatta biraz daha geliştirerek. Miller, kostümleri, silahları, otomobil, kamyon, alet edevat tasarımlarıyla kıyamet sonrasının motorize vahşetini, uygarlığın bittiği noktayı etkili bir görsel deneyim olarak yaşatıyor bizlere. Bilgisayar efekti içermeyen, gerçek araçların ve dublörlerin kullanıldığı inanılmaz aksiyon sekansları, mükemmel set tasarımları ve Furiosa rolünde unutulmaz bir kadın kahraman bu benzersiz deneyime eşlik ediyor.

Aksiyon sineması tarihine baktığımızda, bazı filmlerin kilometre taşları olduklarını görürüz: 1981 Raiders of the Lost Ark, 1988 Die Hard, 1991 Terminator 2, 1999 The Matrix, 2008 The Dark Knight sadece gişe başarısı elde etmekle kalmadılar, sinemada aksiyonu yeniden tanımlayan filmler olarak tarihe geçtiler. Gönül rahatlığıyla (ve yüksek sesle) söyleyebilirim ki Mad Max: Fury Road aksiyon sinemasında bir kilometre taşıdır. Bu sene gördüğüm en iyi film ve uzun süredir gördüğüm en iyi aksiyon filmi. Eğer 80'li yıllardaki Mel Gibson'lı Mad Max filmlerini izlediyseniz ve o filmlerdeki post apokaliptik dünya size hitap ediyorsa, bu haftasonu işi gücü bırakıp Fury Road'u izlemeye gidin. Küçük bir uyarı: Eğer daha önce hiç Mad Max filmi izlemediyseniz, bu filmdeki "delilik" düzeyi size biraz aşırı gelebilir. Bir de kesinlikle 18+ olduğunu söylemem lazım, yanılıp da çoluk çombalak gitmeyin.  

ARALIK 2015 EDIT: Mad Max Fury Road "En İyi Film" ve "En İyi Yönetmen" dallarında Altın Küre'ye aday oldu. Oscar'a da aday olacak.

OCAK 2016 EDIT: Mad Max Fury Road "En İyi Film" ve "En İyi Yönetmen" dahil tam 10 dalda Oscar'a aday oldu.

FRAGMAN

 Mad Max: Fury Road (2015) on IMDb

Benim Notum: 9 / 10

21 Mayıs 2015

Still Alice

Julianne Moore'a bu seneki En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazandıran Still Alice'i izlemeden önce, her zamanki "kadın oyunculara 3 derste garantili Oscar kazandırma yöntemi"nin Moore için de işletildiğini düşünmüştüm: yıllardır tanıdığımız bildiğimiz güzel bir kadın oyuncu alınır, büyük bir fiziksel değişim ile çirkinleştirilir ve ödüller beklenir. Örnekleri çok var: Halle Berry (Monster's Ball), Nicole Kidman (The Hours), Charlize Theron (The Monster) ve Kate Winslet (The Reader). Ama yanılmışım... Alzheimer hastalığına yakalanan bir profesörün hikayesini anlatan Still Alice'te Julianne Moore filmin son 10 dakikasına kadar dış görünüş olarak pek değişmiyor, alımlı halinden bir şey kaybetmiyor. Moore, hayatı boyunca aklıyla bir yerlere gelmiş ve takdir toplamış başarılı bir öğretim görevlisinin yavaş yavaş hafızasının silinmesine tanıklık etmesini, son derece abartısız ve nüanslı bir oyunla perdeye yansıtmış. Başka bir oyuncunun elinde kolayca melodrama kayabilecek bir malzeme Moore'un Oscar'ı hakeden performansı sayesinde gerçekçi bir şekilde anlatılabilmiş. Öte yandan, bir televizyon filmi kıvamında ilerleyen filmde Julianne Moore'un oyunu dışında çok fazla övülecek bir taraf da yok.

FRAGMAN

Still Alice (2014) on IMDb

Benim Notum: 6,5 / 10

13 Mayıs 2015

It Follows

Korku sineması ile elektronik müzik arasındaki bu dayanılmaz kimyanın sebebi nedir; bir synthesizer'dan çıkma notalar neden ürperti katsayısını böyle arttırır (aşağıdaki FRAGMAN yazısının üstüne tıklayarak ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız)? It Follows öncelikle müzikleriyle 70'lerin sonu, 80'lerin başlarındaki Halloween, The Thing, The Fog gibi John Carpenter klasiklerine bir saygı duruşu niteliği taşıyor (ki o filmlerin müziklerini de bizzat John Carpenter kendisi yapmıştı). Zaten filmin genelinde de bir retro 80'ler havası hakim. Yönetmen David Robert Mitchell, arka arkaya gelen bol kanlı şiddet sahneleri yerine, gerilimi başarılı bir sinematografi ile vermeyi tercih etmiş. Şeytani bir güç tarafından izlenme teması çok özgün değilse de, tüyleri ürperten biçimde verilebilmiş. Filmin dekorunu oluşturan terk edilmiş banliyö semtleri ve boş büyük binalarıyla ekonomik durgunluğu simgeleyen tekinsiz Detroit sokakları filmdeki rahatsız edici tonun etkisini arttırıyor. It Follows belki çok korkutucu olmayan mütevazı bir gerilim, ama korku türüne ve korku sineması tarihine meraklılar için değerli bir maden niteliğinde.  

FRAGMAN

It Follows (2014) on IMDb

Benim Notum: 7,5 / 10

5 Mayıs 2015

Avengers: Age of Ultron

Üç yıl önce gösterime giren The Avengers Marvel evreninden altı süper kahramanı ilk kez bir araya getirmiş, beklenti çok yüksek olmasına rağmen yönetmen Joss Whedon bu zor işin altından başarıyla kalkmıştı. Kaçınılmaz bir şekilde gelen bu devam filmi yine eğlendirmeyi başarıyor, ama ilk filme göre bir geriye gidiş olduğunu söylemem lazım. Bir kere zaten sıkışık olan kadroya bu filmde 3 yeni karakter daha ekleniyor (Scarlett Witch, Quicksilver, Vision) ve bu ilaveler dikkati dağıtmaktan öte bir etki yaratmıyor. Ayrıca ilk filmdeki "düşman" figürü, uzaydan gelip dünyayı istila eden gerçekten korkunç görünümlü yaratıklardı. Burada ise filmin "kötü adamı" olarak bize sunulan Ultron, Terminatör'ün geliştirilmiş versiyonundan  başka bir şey değil. Ekibimizin cümbüt cemaat tek bir robotla savaşması tuhaf kaçacağı için, Ultron'un kendisinden kopyalayarak yarattığı bir terminatörler ordusu ile karşı karşıya geliyorlar. Sonuç olarak, film boyunca kahramanlarımızın bir sürü robotu parçalamasını, kırmasını, ezmesini izleyip duruyoruz. Bu da bir süre sonra fazla tekrarlayıcı olmaya başlıyor. Age of Ultron haftasonu eğlencesi için ideal, yalnız ilk film gibi "vaay" dedirtmiyor.

FRAGMAN

Avengers: Age of Ultron (2015) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10


17 Nisan 2015

Foxcatcher

Beş dalda Oscar adayı olmasına rağmen törenden eli boş dönen Foxcatcher, beyazperdeye gerçek bir hayat hikayesini aktarıyor. Ama bu öylesine tuhaf bir gerçek ki, "stranger than fiction" denilen türden, isteseniz böyle bir hikaye yazamazsınız. Bennett Miller’in yönettiği film, Amerikalı ünlü güreşçi kardeşler Mark ve Dave Schultz’un zengin işadamı John Du Pont (Türkiye'de de gayet iyi bilinen meşhur Du Pont markasının sahibi) ile yaşadığı olayları anlatıyor. Eğer yaşanan olayları daha önce duymadıysanız, sakın filmi izlemeden önce bu isimleri Google'da filan aratmayın, seyir zevkiniz kaçmasın. Bu şaşırtıcı film, görünürdeki ‘spor filmi’ etiketini hemen yırtıp atıyor ve karşımıza görkemli bir karakter irdelemesi getiriyor. Başroldeki üç oyuncu da iyi. Tamamen tanınmaz haldeki komedyen Steve Carrell bu filmdeki performansıyla çok konuşuldu. Ancak baştan sona yüzüne bir maske geçirmiş gibi oynayan Carrell yerine ben büyük ağabey rolünde Mark Ruffalo'nun o sakin oyununu çok daha fazla beğendim. Filmin kusuru, karakter analizini derinlemesine yapacağım derken tempoyu çok düşürmesi. Bazı filmler vardır, "iyi film" dersiniz ama asla bir kez daha izlemek istemezsiniz. İşte Foxcatcher da öyle bir film. Sert, soğuk ve itici bir hikaye.

FRAGMAN

Foxcatcher (2014) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10


16 Nisan 2015

American Sniper

Artık 85 yaşına gelen Clint Eastwood'un yönettiği American Sniper, Irak Savaşı’nın gerekliliğine inanan, milliyetçi, militarist ve bakış açısı olarak da adıyla müsemma fazla "amerikan" bir film. Hikayenin ahlaki tarafına hiç girmeden, sadece sinemasal öğeler üzerinden değerlendirdiğimizde ise, artılarının yanı sıra eksileri de mevcut. Öncelikle artılar dersek, bu rol için epeyce kilo alıp fiziğini de değiştiren Bradley Cooper oldukça iyi oynamış. Bir keskin nişancının yaşadığı post-travmatik sendromu yansıtabilmek için çok çabalıyor. Ancak ne yazık ki senaryo ona yeterince fırsat tanımıyor. Cooper sanki yanlış filmde kendini parçalıyor gibi. Eastwood bir savaş filmi mi çekeyim, yoksa bir keskin nişancının yaşadığı psikolojik çöküntüye mi odaklanayım tam bilememiş. Sonuç olarak çok iyi çekilmiş savaş sahnelerinin arasında, Chris Kyle'ın ailesi ile yaşadığı sorunları izliyoruz, ama hiçbir karakterin derinliklerine inemiyoruz.

FRAGMAN

American Sniper (2014) on IMDb

Benim Notum: 6,5 / 10



15 Nisan 2015

Birdman

Bu yılın Oscar'larında En İyi Film ödülünü alan Birdman, öncelikle çekim tekniğiyle dikkati çeken bir yapım. Baştan sona tek bir kamerayla, iki saatlik tek bir uzun çekim yapılmış hissi yaratan (aslında birtakım kurgu oyunlarıyla sahneler arası geçişler sağlanmış, ama bu çaktırmadan yapılıyor) projenin ardındaki emeği takdir etmemek mümkün değil. Bir dönemin süper kahraman filmleri serisiyle ünlenen ancak zamanla popülerliğini yitiren bir oyuncunun, kendini kanıtlamak adına Broadway'de kendi yönettiği ve başrolünde yer aldığı bir oyunu sahneye koyma çalışmalarını anlatan Birdman, cesur ama fazlasıyla deneysel ve kitlelerle buluşması zor bir film. "En iyi film Oscar'ını alan filmi görelim" diye bir heves sinemaya gidenlerin bir çoğu eminim içlerinden "bu mudur yani" demişlerdir, ama yanındakilere "Inarritu da güzel çekmiş ama" diye bozuntuya vermemişlerdir. Inarritu'nun "zanaatına" (craftsmanship) şapka çıkarırım, ama en iyi film Oscar'ını diğer onca güzel aday dururken (The Theory of Everything, The Imitation Game, Selma, Whiplash) Birdman'a vermem.

FRAGMAN

Birdman: Or (The Unexpected Virtue of Ignorance) (2014) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10

7 Nisan 2015

Furious 7

Bir sinema eleştirmeni bir ay arayla hem The Theory of Everything'i hem de bu filmi nasıl beğenebilir? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu mudur? Hiç de değil!.. Çünkü ikisinin de yeri ayrı. Furious 7 sizi "hayatın anlamı" üzerine düşündürtmeyi filan hedeflemiyor. Bu film 2,5 saat boyunca adrenalin seviyenizi yükseltmeyi ve sizi eğlendirmeyi vaadediyor ve sözünü %100 tutuyor. Hızlı ve Öfkeli serisinin bu son halkasını Cumartesi günü tıklım tıklım dolu bir salonda, zaman zaman hayret nidaları, zaman zaman alkışlarla perdede gördüklerine direkt tepki veren, genç ve heyecanlı bir seyirci topluluğuyla beraber izledim. Ve sinemanın nasıl bir kitlesel eğlence aracı olduğunu bir kez daha gördüm. Biraz nostaljik bir keyif de aldım doğrusu bu durumdan: en son öğrencilik yıllarımın sadece 5-6 sinema salonlu İzmir'inde böyle şeyler yaşamıştım, sinemaların önünde kuyruklar olur ve mesela Jaws'ı izlerken böyle kitlesel coşku sahneleri yaşanırdı. Neyse, bugüne ve filmimize dönelim. Serinin en iyisi bence hala Fast Five olsa da, Furious 7 ağzı açık bırakan aksiyon sahneleri bakımından yine oldukça zengin. Uçaktan paraşütle atılan arabaları, ya da Abu Dhabi'de bir gökdelenin en üst katından diğer gökdelene uçarak geçen Lykan Hypersport'u görünce beyninizin sağ tarafı "hadi canım, yok artık" dese de, sol taraf  "ama olsa ne güzel olurdu, hadi şimdi mısırını yemeye devam et" diyerek baskın çıkıyor. Çekimler sırasında hayatını kaybeden Paul Walker'a filmin sonunda çok şık bir veda yapıldığını da eklemek lazım. Eğer serinin birkaç filmini daha önce izlemişseniz, bu aydınlık yüzlü adamın kaybının ardından duygulanmamak mümkün değil. Bu kadar şenlikli bir filmin sonunda, ben dahil salonun yarısı gözümüzü silerek çıktık sinemadan...

FRAGMAN

 Furious 7 (2015) on IMDb

Benim Notum: 7,5 / 10

5 Nisan 2015

Danny Collins

70'li yıllarda ortalığı kasıp kavuran, şimdilerde ise sadece 50'li yaşlardaki hayranları ile özel turnelerde buluşup, unutulmaya yüz tutmuş şan şöhretinin mirasını yiyen (biraz Rod Stewart profili) eski bir rock'çı, yıllar önce terkettiği oğlunu bulmaya ve onun sevgisini yeniden kazanmaya çalışıyor. Çok da özgün bir hikayeye sahip olmayan filmin en önemli kozu hiç şüphesiz Al Pacino. Göründüğü her sahnede perdeyi dolduran ve kendisini hayranlıkla izlememizi sağlayan bu büyük oyuncu, Danny Collins’i de unutulmaz Pacino karakterlerinden biri haline getirmeyi başarıyor. Başta Annette Bening olmak üzere diğer oyuncular da gayet iyi.

FRAGMAN

 Danny Collins (2015) on IMDb

Benim Notum: 7,5 / 10


2 Nisan 2015

Wild

Türkiye sinemalarında Şubat ayında şöyle bir görünüp kaybolan, örneğin İzmir sinemalarına ne yazık ki hiç gelmeyen, sezonun gizli cevherlerinden biri. Hayatındaki büyük çöküntünün yaralarını sarmak üzere, Amerika'daki 4300 kilometrelik meşhur yürüyüş yolu Pacific Crest Trail'i tek başına geçmeye karar veren Cheryl Strayed'in gerçek öyküsünde Reese Witherspoon bence kariyerinin en büyük performansını sergiliyor. 39 yaşındaki bu sivri çeneli aktris, daha önce Walk the Line ile bir Oscar almıştı, ama burada o filmin fersah fersah ötesinde. Bu sene de Oscar'a aday olmasına rağmen, ödül maalesef uzun yıllardır aday olup olup alamayan Julianne Moore'a gitti. Ama ben olsam hiç düşünmeden Oscar'ı Witherspoon'a verirdim. Cheryl Strayed’in aylarca süren yürüyüşünün en zorlu ve kötü anında başlayan film, iki saat boyunca geçmişle gelecek arasında gidip geliyor. Bir yandan Cheryl’in kavurucu çöllerden başlayıp karlı dağlarda biten zorlu doğa yürüyüşünü, diğer yandan onu bu yürüyüşe iten süreci ve annesiyle (yine Oscar'a aday Laura Dern) yaşadıklarını izliyoruz. Kanadalı yönetmen Jean-Marc Vallee, geçen sene Matthew McConaughey’ye Oscar kazandıran Dallas Buyers Club'dan sonra yine başrol oyuncusunu ışıldatan gerçek bir hayat hikâyesiyle geliyor karşımıza. Filmi izlediyseniz ve en sonda çalan Simon & Garfunkel'dan El Condor Pasa'nın tadı damağınızda kaldıysa buradan buyrun.

FRAGMAN

Wild (2014) on IMDb

Benim Notum: 8 / 10

31 Mart 2015

Into the Woods

Bir Broadway müzikalinden sinemaya uyarlanan Into the Woods, Grimm Kardeşlerin Kırmızı Başlıklı Kız, Sinderella ve Rapunzel gibi masallarını alıp, karanlık bir orman dekorunda harmanlayan bir film. Bir tiyatro sahnesinde ilginç olabilecek müzikal bölümler, filmde öyküyü yavaşlatan bir rol oynuyor. Her ne kadar Meryl Streep yüz milyonuncu kez Oscar'a aday olsa da, bence Emily Blunt ondan daha iyi bir iş çıkarmış. Posterde Johnny Depp'in ismini ve resmini kullanmışlar ama, Johnny sanki bakkala gazete almaya çıkmışken, stüdyoya uğramış da, o sırada filmin çekimlerine beş dakika sevabına dahil olmuş gibi...

FRAGMAN

Into the Woods (2014) on IMDb

Benim Notum: 5,5 / 10

27 Mart 2015

Kingsman: The Secret Service

Dire Straits'ten Money for Nothing ile başlayıp, Bryan Ferry Slave to Love ile biten bir filme kapılmamak mümkün mü? Kingsman eski usül Bond filmlerine bir saygı duruşu şeklinde başlayıp gelişiyor. Öykü birbirine bağlı iki tema üzerinden ilerliyor: Bir yanda, filmin ana karakteri Eggsy’nin (Taron Egerton) de yer aldığı bir grup genç, İngiltere kökenli Kingsman adlı gizli servise kabul edilmek için kıyasıya bir rekabetin içine giriyorlar. Diğer yanda ise, eski James Bond filmlerinden çıkıp gelmişe benzeyen Valentine (Samuel L. Jackson) adlı hafif peltek bir işadamı ile onun yaptığı korkunç planları anlamaya çalışan tecrübeli ajan Harry Hart’ın (Colin Firth) öyküsünü seyrediyoruz. Bir noktadan sonra öyküler birleşiyor, Harry ile yeni yetme ajan Eggsy, dünyayı kurtarmak için omuz omuza veriyorlar. X-Men: First Class ve Kick-Ass filmlerinden hatırladığımız Matthew Vaughn dövüş ve aksiyon sahnelerini grafik şiddete fazlasıyla yer veren, bir çeşit bale gibi düzenliyor. Özellikle finale doğru video ve bilgisayar oyunlarının estetiğinden de fazlasıyla yararlanıyor. Sonuç olarak, filmi seyrederken dövüş sahnelerinin, bir öykünün bütünlüğü içinde olsa dahi, öncelikle koreografik bir şov olduğunu hissettiriyor bize. Bu arada her ne kadar ana hedef kitle teen-ager'lar gibi görünse de, filmin 15 yaşından küçüklere pek uygun olmadığını ve aşırı şiddet içerdiğini hatırlatalım. Hele kilisedeki bir toplu kıyım sahnesi var ki akıllara zarar.

FRAGMAN

Kingsman: The Secret Service (2014) on IMDb

Benim Notum: 7,5 / 10


26 Mart 2015

Cinderella

Evet, belki bu son Disney uyarlaması çocukluğumuzdan ezbere bildiğimiz Külkedisi masalına hiçbir yenilik getirmiyor (bu arada filmin Türkçe adı neden Sindirella, ille Türkçe bir isim konulacaksa neden Külkedisi değil), senaryo hiçbir sürpriz içermiyor. Ama Disney şirketinin tüm imkanlarını seferber ederek çektiği film baştan sona müthiş bir prodüksiyon kalitesi içeriyor. Set tasarımları, dekorlar, kostümler bir harika. Kamera önünde olduğu kadar kamera arkasında da yetenekli olduğunu kanıtlayan ünlü İngiliz sinema ve tiyatro adamı Kenneth Branagh (Thor) "aman canım işte bir çocuk filmi" deyip geçiştirmemiş, projeyi epey ciddiye almış. Ve sonuç olarak, bilgisayar destekli görüntüler eşliğinde gelmiş geçmiş en şık Cinderella prodüksiyonunu gerçekleştirmiş. Başta kötü kalpli üvey anne rolünde muhteşem Cate Blanchett olmak üzere tüm oyuncular çok iyi. Cinderella tam bir aile filmi. Çocuklar zaten bayılacak. Büyüklerin de bence zaman zaman bu tür "kaçış"lara ihtiyacı var. İki saatliğine de olsa içimizdeki karamsarlığı unutmak ve ancak masal âlemlerinde gerçekleşebilecek güzellikler, raslantılar ve mutluluklarla avunmak bünyeye iyi geliyor.

FRAGMAN

Cinderella (2015) on IMDb

Benim Notum: 7 / 10

25 Mart 2015

8 Saniye

Enteresan bir film. Almanya'da doğup büyüyen Esra İnal kızımız son derece kişisel ama bir o kadar da sıradışı detaylar içeren kendi hayat hikayesini bir senaryo haline getirmiş, nasıl olduysa gerek Türkiye'den gerek Almanya'dan büyük yapım şirketlerini ikna etmiş, becerikli yönetmen Ömer Faruk Sorak'ı da yanına alarak oldukça yüksek bir bütçeyle bu projeyi hayata geçirmiş. Üstelik başrolde de bizzat kendisi oynayarak...Tipik bir ‘Alamancı’ ailenin kızı olan Esra, küçük yaştan itibaren düşler görüyor ve bunların bazıları sonradan gerçek çıkıyor. Esra giderek rüya ile gerçeği birbirinden ayırt edememeye başlayınca, şizofreni şüphesiyle akıl hastanesine kadar düşüyor. Bu "boyundan büyük işlere kalkışan" film, bazı hedeflerini ıskalasa da, toplamında ilginç bir şekilde izleyicisinin yüreğine dokunmayı başarıyor. Oyun düzeyi ve müziği de başarılı olan filmi, özellikle ‘rüyalar alemi’, spiritualizm, kişisel gelişim işlerine meraklı olanlar ayrı bir keyifle izleyecek. Ama, ‘sıradan seyirci’ için de hoş sürprizleri yok değil.

FRAGMAN

8 Seconds (2015) on IMDb
 
Benim Notum: 7 / 10


17 Mart 2015

The Theory of Everything

Arka arkaya yüksek puanlar veriyorum, ama bu biraz da sezonun getirdiği bir durum. Her sene Şubat ayında Oscar adayı filmler Türkiye sinemalarında peşi sıra gösterime giriyor. Gerçekten de şu son iki ayda çok başarılı filmler izledik. Bu seneki en iyi film adaylarının ortak noktası yaşamış/yaşayan bazı gerçek kişilikleri bilmediğimiz yönleri ile perdeye yansıtmasıydı. Martin Luther King (Selma), Alan Turing (The Imitation Game), Chris Kyle (American Sniper) derken şimdi de Stephen Hawking. Ama filmi "ünlü fizikçi Stephen Hawking'in hayatı" diye özetlemek çok yüzeysel kalır. Filmin bence iki ana ekseni var: Birincisi Hawking'in eşi Jane'in kocasının hastalığının tüm evreleri boyunca yaşadıkları, ki bir ara "acaba asıl başrolde olan Felicity Jones mu" diye düşünmedim değil. İkincisi de Hawking'in hayatı boyunca bilimsel olarak kanıtlamaya çalıştığı ve kendi özel hayatına da yansımaları olan teori, yani "her şeyin teorisi". Filmi çekici kılan, Hawking'in teorilerinin, aşkının ve hastalığının gelişiminin paralel bir şekilde yönetmen James Marsh tarafından usta bir kurgu eşliğinde anlatılması. Bittiğinde 3-5 dakika insanı sinema koltuğuna çakan filmlere bayılıyorum. The Theory of Everything; evren, Tanrı, din, varoluş gibi kavramların yanısıra yaşamın kendisi üzerine de izleyen herkesin farklı mesajlar çıkarabileceği, ama duruşunuz ne olursa olsun tuhaf bir şekilde herkese müthiş bir umut aşılayan, derin bir film. "While there's life, there is hope."


FRAGMAN

 The Theory of Everything (2014) on IMDb

Benim Notum: 8,5 / 10