15 Mart 2018

21. Mudbound

Siyahi kadın yönetmen Dee Rees'in bu sene dört dalda (yardımcı kadın oyuncu, uyarlama senaryo, görüntü yönetmeni ve özgün şarkı) Oscar'a aday olan filmi Mudbound, 1940'larda Mississippi deltasındaki bir çiftlikte yaşayan biri zenci biri beyaz iki aileyi anlatıyor. İki ailenin de birer üyesi II.Dünya Savaşı'na katılıyor ve savaştan sonra eve döndüklerinde hem kasaba hayatına adapte olmakla hem de Amerikan kırsalını kavuran vahşi ırkçılıkla uğraşmak zorunda kalıyorlar.

Netflix yapımı Mudbound Amerika'da sinemalarda gösterime girmedi, sadece evlerde televizyon ekranından izlenebildi. En iyi görüntü yönetimi dalında Oscar'a aday olmuş bir filmin, bu dalda aday olan tarihteki ilk kadın görüntü yönetmeni Rachel Morrison'ın elinde çıkma, güzel görüntülerinin bir sinema perdesi yerine bir televizyonun küçük ekranına mahkum olması düşündürücü. Evde dizi izleme alışkanlıklarımızı değiştiren Netflix'in dizi sektörüne katkılarını alkışlasam da, sinema sektörüne de el atıp, "sinema salonunda film izleme" ritüelini sabote etmesini çok hoş karşılayamıyorum maalesef. Ama sanırım yapabilecek bir şeyimiz de yok, değişen teknolojiye adapte olmaktan başka... Neyse ki Türkiye'de film sinema salonlarında -çok az da olsa- gösterime girdi de, olması gerektiği gibi izleyebildik.

Bu "sektörün değişen dinamikleri" geyiğinden sonra gelelim filme. Hillary Jordan'ın bir romanından uyarlanan Mudbound'u izlerken, "herhalde romanı daha güzeldi" diye düşünmekten kendimi alamadım. Yönetmen Rees'in birçok yerde "romandaki duyguyu nasıl layığıyla filme aktarabilirim" diye cebelleştiği çok açık. Ama bunu yapayım derken, filmdeki karakterlerin görüntünün üstüne bir dış ses ile "anlatıcı" rolüne girmeleri sinema duygusunu zedeliyor.  Örneğin Carey Mulligan karakteri, bir yerde montajlanmış görüntüler üstüne "çiftlik hayatı zordur..." diye başlayan ve 3-4 dakika süren uzun bir tirad patlatıyor. Bu tür monologlar sinemanın altın kuralı "anlatma, göster" ilkesi ile çelişiyor. Yanlış anlaşılmasın, Mudbound iyi bir film, sadece "çok iyi" olmanın sanki kenarından dönmüş gibi. Hepsi birbirinden yetenekli kalabalık bir oyuncu kadrosu ellerinden geleni yapıyorlar. Steinbeck romanlarından fırlamışa benzeyen hüzünlü bir hikayeyi, etkileyici görüntüler eşliğinde anlatan yapım izlenir olmayı başarıyor.

Benim Notum: 7 / 10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme