31 Ekim 2023

Ekim Filmleri

 



Ekim ayında izlediğim filmler ve puanlarım:




Rye Lane 8



Theater Camp 7,5




Reptile 7


Saw X 7

The Burial 6,5





Film isimlerinin üstüne tıklayarak, o filmle ilgili detaylara ulaşabilirsiniz.

2023'te şu ana kadar izlediğim film adedi: 125


30 Ekim 2023

A Haunting in Venice

 



İkinci Dünya Savaşı sonrası Venedik'te geçen hikayede, artık emekli olmuş ve kendini inzivaya çekmiş eski dedektif Hercule Poirot isteksizce bir ruh çağırma seansına katılır. Burada ilk amacı kendi gözlem yeteneklerini kullanarak seansın baş konuğu olan medyumun foyasını meydana çıkarmaktır. Ancak o gece karanlık şatoda arka arkaya cinayetler işlenmeye başlayınca, katili bulma görevi bir kez daha pos bıyıklı dedektifimize düşer.

Kenneth Branagh, Murder on the Orient Express ve Death on the Nile'dan sonra üçüncü Agatha Christie uyarlaması ile bir kez daha kameranın hem önünde hem de arkasında. Agatha Christie'nin diğerlerine göre çok daha az bilinen bir kitabından adapte edilen senaryo klasik "katil kim" hikayesinin yanı sıra bu kez korku öğelerini de verimli bir şekilde kullanmış. Oyuncu kadrosu ilk filmdeki kadar ışıltılı olmasa da, bu filmin üçlemenin en iyisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun nedeni de Kenneth Branagh'ın bu kez hem hikaye anlatımı hem de görüntü yönetimi anlamında daha farklı bir tarzı denemesi ve bu denemenin büyük ölçüde tutması. 
   
Olağan Agatha Christie motifleri hikayede yine mevcut: kapalı, klostrofobik bir mekan, her birinin hem cinayet işlemek için sebebi hem de masumiyet için bir mazereti olan şüpheliler listesi; ve Poirot'nun kapıyı kitleyip "bu gece buradayız dostlar" tiradı. Ancak bu kez Poirot cinayetlerin arkasında doğaüstü güçlerin de olabileceği yönünde bazı şüpheler duymuyor değil. Filmin gotik estetiği ve Branagh'ın alışılmışın dışındaki kamera hareketleri biz seyircileri de zaman zaman bu şüpheye ortak etmeyi başarıyor doğrusu. Öte yandan, film görsel açıdan belli bir başarıyı yakalasa da, ana hikaye, alt metinler ve karakter gelişimi alanlarında aynı tatmin edici seviyeye ulaştığını söyleyebilmek zor. Ama hikayedeki aksayan yönlerine rağmen, yaratılan atmosfer ve prodüksiyon kalitesi sayesinde Venedik’te Cinayet’i serinin önceki iki filmine kıyasla daha çok beğendim diyebilirim.


Benim Notum: 7 / 10




27 Ekim 2023

Killers of the Flower Moon

 



David Grann'in çok satan kitabından uyarlanan Killers of the Flower Moon Amerikan tarihinin pek bilmediğimiz karanlık bir sayfasını gün ışığına çıkartıyor. 1920'lerde Amerikan yerlileri önce yaşadıkları yerlerden kopartılıp Oklahoma'da özel bir bölgeye sürülüyorlar. Osage Nation denilen bu topraklarda petrol keşfedildiğinde, o arazinin tapusuna sahip Osage yerlileri birden bire Amerika'nın en zengin insanları oluveriyorlar. Ancak işin içine para, hırs ve açgözlülük girince kabile üyeleri birer birer esrarengiz biçimde ölmeye başlıyor; ta ki o yıllarda henüz yeni kurulan FBI gizemi çözmek için devreye girene kadar.

Bir kere en baştan şunun altını çizmek lazım: Yıl olmuş 2023, ve biz Martin Scorsese'nin yönettiği ve Robert De Niro'nun oynadığı "yeni" bir filmi sinemalarda izleyebiliyoruz. Bu sinemaseverler için ne büyük bir nimettir!.. İlk kez birlikte çalıştıkları 1973 yapımı Mean Streets filminden tam elli yıl sonra, biri 80 diğeri 81 yaşındaki bu iki usta hala döktürüyorlar, bangır bangır "biz bir yere gitmedik, burdayız" diyorlar.    

Günümüzde artık adınız Martin Scorsese değilse, Hollywood'daki stüdyoları üç buçuk saat uzunluğunda bir film için ikna etmeniz mümkün değil. Scorsese de zaten Paramount şirketinin yanı sıra Apple ile de anlaşarak filminin eninde sonunda Apple'ın streaming servisinde yayınlanacağını ve çoğunluk tarafından evde izleneceğini kabul ediyor, tıpkı bir önceki filmi The Irishman'de olduğu gibi. Filmin uzunluğu olumlu ve olumsuz yanları beraberinde getiriyor. En dikkatli izleyicinin bile bu kadar uzun süre boyunca yüksek bir konsantrasyon seviyesini sürdürebilmesi zor. Öte yandan filmin 206 dakikalık süresi Scorsese'nin anlatmak istediği hikayeyi, herhangi bir müdahale olmadan, kendi istediği gibi anlatmasına da olanak tanıyor. Film, bazı tempo sorunlarından muzdarip olsa da, perdede gördüğümüz o büyüleyici işçilik kalitesi yavaş geçen bazı bölümlerin üstesinden gelmemize yardımcı oluyor.

Robert De Niro ve Leonardo DiCaprio Scorsese'nin iki favori oyuncusu. Bunlardan De Niro, yönetmenin kariyerinin erken dönemindeki ünlü filmlerinin birçoğunda (Taxi Driver, Raging Bull, Goodfellas, Casino) rol alırken, son yıllarda bayrağı  DiCaprio devralmış gibi görünüyor (The Aviator, The Departed, Shutter Island, The Wolf of Wall Street). Rivayet odur ki, Leonardo'yu Scorsese'ye tavsiye eden de 1993 yapımı This Boy's Life filminde onunla birlikte çalışan Robert De Niro imiş. İşin ilginci, bu iki büyük oyuncu bir Scorsese filminde ilk kez bir araya geliyorlar. Filmin üçüncü önemli karakterini canlandıran Lilly Gladstone'un iki yüksek kalibreli ismin arasında ezileceğini düşünürsünüz, ama öyle olmuyor. Gladstone Mollie rolündeki abartısız, ölçülü ve sakin performansı ile filmin en akılda kalıcı parçalarından biri haline geliveriyor.   

Killers of the Flower Moon uzun süresine rağmen, ırkçılığa dair alt metinleri, karakterleri, anlatımı ve oyuncularının performanslarıyla seyredilmeyi hak eden bir film. Ayrıca artık her filmine "belki de bu son filmidir" gözüyle bakacağımız bir usta yönetmenin bir olgunluk dönemi şaheseri.


Benim Notum: 8 / 10

6 Ekim 2023

The Creator

 



Gelecekte yapay zekanın kontrolden çıkması sonrasında insanlarla yapay zekaya sahip robotlar arasında  bir savaş çıkar. Bu savaş sürerken, eski bir özel kuvvetler askeri olan Joshua yapay zekanın geliştirdiği ve tüm insanlığı yok etme gücüne sahip gizli bir silahı bulmakla görevlendirilir. Ancak düşman hatlarını aşıp robotların arasına dalan Joshua kendisine yok etmesi talimatı verilen dünyanın sonunu getirecek bu silahın özel güçlere sahip küçük bir çocuk olduğunu keşfeder.

Rogue One, Godzilla ve Monsters gibi filmlerin yönetmeni Gareth Edwards'ın çektiği bilim-kurgu filmi The Creator'ın elbette birçok artısı var. Bu artıların başında da filmin görsel gücü geliyor. Çok başarılı görsel efektler ve görüntü yönetmeni Greig Fraser'ın (Dune, The Batman) nefis görüntüleri eşliğinde Gareth Edwards fütüristik bir dünya inşa etme becerisini bir kez daha ortaya koyuyor. 80 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen film perdede sanki 250 milyon dolarlık bir bütçeye sahipmiş gibi görünüyor. Her zaman güvenilir Hans Zimmer'in müzikleri yaratılan başarılı atmosferi destekliyor. 

Ancak The Creator'ın temel problemi, filmi izlerken sürekli "ben bu filmi daha önce izlemiş miydim" duygusunun peşimizi bırakmaması. Çünkü seyrettiğimiz hikaye örgüsü Dune'dan, District 9'a, Blade Runner'dan Terminator'a içinde yapay zeka ve robotlarla savaşı içeren pek çok başka bilim-kurgu filminden aşina olduğumuz konseptleri sanki yeniden ısıtıp önümüze getiriyor. Filmdeki bütün Amerikan askerleri bir James Cameron filminin (Avatar, Aliens, Terminator) setinden ışınlanıp buraya gelmiş gibiler. Senaryodaki bir küçük çocuk ile kaçış ve yolda o çocuk ile kurulan duygusal bağ teması ise Logan'ı ve bu sene TV dizisi olarak izlediğimiz The Last of Us'ı akılllara getiriyor.  

Sonuç olarak, The Creator orjinal ve özgün olmayı pek beceremese de, titiz teknik detayları ve etkileyici görsel dünyası ile dikkat çeken, bilim-kurgu türünü sevenleri tatmin edecek bir yapım.   


Benim Notum: 7 / 10