31 Aralık 2018

150. Aquaman

DC'nin yeni süper kahraman filmi Aquaman'i James Wan'ın yöneteceğini duyduğumda çok ümitlenmiştim. Kariyerinin başlarında, şimdilerde bir kült haline gelmiş Saw'u çeken, sonraki yıllarda Insidious ve The Conjuring serileri ile yeteneğini kanıtlayan bu Çin asıllı Avustralyalı genç yönetmen benim favori sinemacılarımdan biri olma yolunda hızla ilerliyordu. Özellikle The Conjuring 2 benim için 2016 yılının en iyi filmlerinden biriydi. Tıpkı Wonder Woman'da Patty Jenkins'den yararlandıkları gibi, James Wan gibi işini bilen bir yönetmenle çalışırlarsa DC'nin de -Marvel'ın gölgesinden kurtulup- iyi filmler yapabileceğini düşünmüştüm. Ama hevesim kursağımda kaldı. Aquaman'in bazı artıları var, ama eksileri o artıların önünü kapatıyor, dört yanlış bir doğruyu götürüyor. Önce artılar dersek: Bir kere Jason Momoa Aquaman  rolüne çok yakışmış. İri cüssesi ve kalender haliyle o karakteri Momoa'dan başkasının oynayamayacağını düşünüyorsunuz. Filmdeki bazı aksiyon sahnelerini de beğendim, örneğin Black Manta ile Sicilya'daki kapışma bölümü. Ama onun dışında James Wan'ın yönetmen olarak filme ne kattığını anlamak pek mümkün değil. Bir kere kayıp kıta Atlantis efsanesi üzerinden ilerleyen bu masalsı hikayenin çok çocuksu, 10 yaş civarına hitap eder gibi görünen bir senaryosu var. Filmdeki hiçbir karaktere psikolojik anlamda bir derinlik kazandırılamamış, karakter gelişimi deseniz hak getire... Filmin "Cumartesi sabahı çizgi film kuşağı" seviyesindeki akıl yaşını en iyi özetleyen görüntü, Atlantis'teki bir tören sırasında sekiz koluyla davul çalan ahtapot sahnesi herhalde. Zaten o sahneden sonra ben filmden koptum, zekamla alay edildiğini düşündüm. Geriye de sersemleten bir aksiyon ve ölçüyü kaçırmış bir özel efekt bombardımanı kalıyor. Yerseniz...

Benim Notum: 5 / 10  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme