24 Şubat 2016

22. Room


The Danish Girl hayal kırıklığından hemen bir gün sonra izlediğim ve "oh be, işte budur" dediğim küçük ama nefis bir sinema sürprizi. Room, bir adam tarafından kaçırılıp yedi yıl boyunca bir odaya hapsedilen Joy ve orada dünyaya getirdiği oğlu Jack'in hikayesi. Film Jack'in beşinci yaş günü ile açılıyor. Hemen anlıyoruz ki, Jack bütün dünyanın bu odadan oluştuğuna inanmaktadır. İlk bakışta korkunç gibi görünen bu gerçek, ana-oğulun birlikte yarattığı günlük ritüeller, annenin oğluna anlattığı masallar ve odadaki her eşyanın bir karaktere dönüştüğü oyunlar sayesinde Jack için güvenli ve hatta eğlenceli bir durum haline gelmiştir. Filmin tüm bir ilk yarısı bu 3 metreye 3 metre odanın içinde ve iki karakterle geçiyor. Sonrasında Jack ve annesi bir yolunu bulup kaçmayı başarıyorlar. Bu noktadan sonra Jack'in gerçek dünyada kendine yer arama ve bu yeni "gezegen"e adapte olma çabalarına tanıklık ediyoruz. 

En iyi film, yönetmen, senaryo ve kadın oyuncu gibi dört baba dalda Oscar'a aday olan Room, izlerken ruhunuzu kaplayan, bittikten sonra da sizi koltuğunuza çakan ve etkisi kolay kolay geçmeyen bir film. Bunu karamsar anlamda söylemiyorum. Anlattığı korkunç hikayeye rağmen, insana müthiş umut aşılayan bir deneyim Room. Bu etkinin yaratılmasında elbette oyuncuların rolü büyük. Kadın oyuncu kategorisinde Cate Blanchett ve Charlotte Rampling gibi çok güçlü rakipleri olmasına rağmen, Brie Larson bu filmdeki performansıyla bence Oscar'ı alacak (sonradan edit: evet aldı). Filmin çekimleri sırasında 7 yaşında olan Jacob Tremblay ise filmin asıl sürprizi. 120 dakikanın neredeyse her karesinde görünen Tremblay son derece inandırıcı oyunculuğu ile bu zor işin altından başarıyla kalkmış; bence şu ödül trafiğinde onun adını daha fazla duymalıydık.    

Room bu sezonun görülmesi gereken filmlerinden. Kaçırmayın!


Room (2015) on IMDb


Benim Notum: 8,5 / 10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme