24 Şubat 2013

Lincoln

Lincoln, Steven Spielberg'in belki de şimdiye kadarki en ağır tempolu filmi. Şöhretini aslen Indiana Jones, Jurassic Park gibi daha kitlesel, dur durak bilmeyen aksiyonlarla sağlamış olan usta yönetmen, arada bir Schindler's List ya da geçen seneki War Horse gibi dram ağırlıklı yapımlarla "istedim mi Oscar'lık film de yaparım" mesajını vermeyi ihmal etmezdi. Bu kez de 12 yıllık bir hazırlığın ardından çektiği Lincoln'de, Amerikan tarihinin en önemli figürlerinden birine (belki de birincisine) çeviriyor kamerasını. Aslında film Lincoln'ün tüm hayat hikayesini vermek yerine, onun ikinci başkanlık döneminde kritik bir dönemeç sayılan Temsilciler Meclisi'nde köleliğin kaldırılması ile ilgili anayasa değişikliği öncesindeki lobi faaliyetlerine ve bu çalışmaların kendi ailesine yansımalarına odaklanıyor. Elbette, aksiyondan ya da görsel ihtişamdan ziyade fikirlere önem veren bir film bu. Nitekim, 150 dakikalık filmin neredeyse üçte ikilik bölümü Lincoln'ün konuşmalarıyla geçiyor. Lincoln ofisinde kurmaylarıyla konuşuyor, evinde eşiyle çocuklarıyla konuşuyor, sokakta askerlerle konuşuyor. Velhasıl konuşuyor da konuşuyor. Yanlış anlaşılmasın, bu büyük liderin zaman ve mekana bağlı olmaksızın her devir ve her toplum için geçerli olacak değerli fikirlerini çok beğendim, bazı cümlelerini aklımda not ettim. Daniel Day-Lewis de her zamanki gibi harika oynamış. Ama filmin toplamı değerlendirildiğinde, Amerikan tarihine özel ilgi duyanlar dışında, genel haftasonu AVM izleyicisine çok etkileyici gelmeyebileceğini de kabul etmek lazım. (7)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme